“Sonumuz hayra halamet değil” dedi ve ekledi: Yaşlısını sevmeyen toplum, yaşasa ne olur, yaşamasa ne olur

“Sonumuz hayra halamet değil” diyen Psikiyatri ve Psikoterapist Uzman Doktor : Yaşlısını sevmeyen toplum, yaşasa ne olur, yaşamasa ne olur

Dünyayı kasıp kavuran koronavirüsün etkilerini psikiyatri gözüyle anlatan Psikiyatri ve Psikoterapist Uzman Doktor Levent Dövüşkaya, dikkat çeken ifadeler kullandı. Bilimin, ölüme direncin ilk aktörü olduğunu belirten Dövüşkaya, “Yaşlısını sevmeyen topluma, yaşasa ne olur, yaşamasa ne olur” diye konuştu.

Mizahın zor zamanlarda direnç sağladığını ama mevcut salgınla ilgili günümüz dünyasında yapılan mizahın, bestelenen corona şarkılarının ve yapılan esprilerinin, başkasının acısıyla alay etmekle eş olduğunu ifade eden Psikiyatri ve Psikoterapist Uzman Doktor Levent Dövüşkaya, “Sonumuzu hayra alamet görmüyorum” dedi.

Psikiyatri ve Psikoterapist Uzman Doktor Levent Dövüşkaya

“Sağlıkçı; para değil, sevgi ve onay isteyen fedakardır. Meslektaşlarımın şu an tek istediği, güvende hissettirecek teçhizatlar. Test, kliniği destekler. Hakikat karşımızdaki bedendir. Test yanılabilir ama nefes darlığı çekip ölen beden, yalan söylemez. Bu nedenle hasta görmeyip sadece odalarında literatür okuyan veya halka yardımcı olmaktan ziyade kendisini teşhir etmekten yoğun haz duyan popüler hekimler (son bir haftadır çıkamıyorlar gerçi) değil şu an salgınla savaşan hekimlerimizi ekranlarda görmek isteriz. Hakikati ancak onlar söyleyebilir” diyen Levent Dövüşkaya, halkın virüs ile imtihanını şu sözlerle anlattı:

“Evrime inanmayan bir toplum, evrim geçiren bir virüsle savaşamaz. Bundan sonra biyolojinin hakikatini, dogmatik düşüncelerimize entegre etmemiz gerekmektedir. Ancak aklını askıya almış, koyu dindarlar, bu salgını az dindar oldukları için gönderildiğini düşünüp fanatik düzeyine varacak şekilde dindarlaşabilirler. Bir danışanım, evine hırsız girecek endişesiyle kapı ve pencereleri üç kez kontrol ediyormuş ancak tüm önlemlerine rağmen evine yine de hırsız girmiş. Sonrasında ne yapmış dersiniz? Kontrol sayısını yediye çıkartıp, evden çıkmaz hale gelmiş. Ona söylediğim; bazı şeyleri abartmanın kötü olayların önüne geçemeyeceği, hırsızın evine tekrar girmesinin, yedi kez kontrolden daha olumlu bir yaşam olacağıydı.”

Dövüşkaya, “Bilim de kontrol ve detay, hayat verirken; bilim dışı mevzularda ise gerçeği ve hayatı köreltir. İbadete gösterdiğimiz ehemmiyeti, bilim insanlarımızın önerilerine de göstermemiz daha hayatidir” diye konuştu.

“SAĞLIK ÇALIŞANLARI FABRİKA İŞÇİSİ GİBİ ÇALIŞTIRILIYOR”

Sağlık çalışanlarının yaşadıklarına farklı bir analiz getiren Levent Dövüşkaya sözlerine şu şekilde devam etti:

“Doğanın ana kuralı, bencillerin yaşaması için fedakarlar gerekir. Doktorlar arasında şöyle bir laf vardır: İnsanın aptalı doktoru olur. Son 30 yıldır iyice kendini gösteren, bencilliğin ve fırsatçılığın normalleştirildiği yeni liberal düzenle, fabrika işçisi gibi çalıştırılan sağlık çalışanlarının değerlerini yeniden kavrıyoruz. Sağlıkçı; para değil, sevgi ve onay isteyen fedakardır. Meslektaşlarımın şu an tek istediği, güvende hissettirecek teçhizatlar. Test, kliniği destekler. Hakikat karşımızdaki bedendir. Test yanılabilir ama nefes darlığı çekip ölen beden, yalan söylemez. Bu nedenle hasta görmeyip sadece odalarında literatür okuyan veya halka yardımcı olmaktan ziyade kendisini teşhir etmekten yoğun haz duyan popüler hekimler (son bir haftadır çıkamıyorlar gerçi) değil şu an salgınla savaşan hekimlerimizi ekranlarda görmek isteriz. Hakikati ancak onlar söyleyebilir.”

“SAĞLIK BAKANI ÇOK BECERİKLİ OLDUĞU İÇİN DEĞİL…”

Dövüşkaya, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Can kaybı ve vaka sayısı, her gün ekranda bir sayı olarak görülüyor. Ego düzleminde takılı kalmış insanlar, görmediğini yok sayar, yan komşusunun öldüğünü görmeden kendisine bir şey olmayacağını sanır. Tüm medeniyetimiz, hakikati maskelemek için icat ettiğimiz araçların bütünüdür. Can çekişenleri, mezarlıkları ve mezbahaları kalabalığın gözünden gizleriz. Bilim, ölüme direncin ilk aktörüdür. Bu süreçte aşırı dindarlar gibi bilime mutlak inananlar da şaşkınlardır. Yöneticiler sakinliğini korumalı ancak işlerini her zamankinden daha çok ciddiye almalılar. Sağlık Bakanı, çok becerikli olduğu için değil, halkın kaygısına empati yaptığının her halinden belli olmasından sempati kazanmıştır. lakayt tavırlar sergileyen ve kendi keyfini düşünen yöneticilerin ise önümüzdeki yıllarda ekarte olacağını düşünüyorum.”

“YAŞLISINI SEVMEYEN TOPLUM YAŞASA NE OLUR YAŞAMASA NE OLUR”

Koronavirüs günlerinde toplumun bir kesiminin yaşlılara davranış biçimini de ele alan Dövüşkaya, eleştiri getirdi. Dövüşkaya, şunları söyledi:

“Mizah zor zamanlarda direnç sağlar ama mevcut salgınla ilgili günümüz dünyasında yapılan mizahın corona şarkıları ve esprilerinin, başkasının acısıyla alay etmekle eş olduğunu düşünüyorum. Üç sınıfa hiç başkaldırmamış, eşitliğe dair hiçbir eylemi olmamış birisinin, üst sınıftan birisi öldüğünde nasıl da içten içe sevindiğini gördüğümde üzülüyorum ve sonumuzu hayra alamet görmüyorum. Şimdi daha iyi anlıyorum ki; güneşe, ‘az ölüm ve güvenlik’ anlamına geldiği için tapılmış. Umarın tez zamanda, güneş dünyayı ısıtır, karanlığı aydınlatır. İronik olan şey, olası İstanbul depreminde, şimdikinden daha fazla kayıp vereceğiz. Geleceği görmediğimiz için, depremde olmayacak gibi davranıyoruz. ‘Narayama türküsü’ filminde, yiyecek kıtlığı yaşayan izole bir köyde yaşayan ahali, 65 yaşında olanların bir dağa çıkıp ölmeyi beklemelerini bekliyor. Dağa çıkmaya cedaret edemeyen yaşlıları da küçümsüyorlardı. Amerika’da bir saiyasetçi, yaşlı nüfusun insanlık için kendisini gözden çıkarması gerektiğine dair abuk laflar etmiş. Maalesef çoğu insanımızdan da birinci ağızdan bunu duydum. Halbuki insanlık tarihi boyunca bizi yaşama bağlayan yaşlılarımızın doğaya dair bilgelikleri değil midir? Yaşlısını sevmeyen ve saymayan bir toplum, yaşasa ne olur yaşamasa ne olur?”

“KORONANIN İYİ TARAFI, İNSANLARA HAKİKATİ GÖSTERMESİ OLDU”

Kapitalist sisteme değinen Levent Dövüşkaya,sözlerini şöyle tamamladı:

“Kapitalizm herkesi, kuşkucu, yalnız ve bencil yapmıştı, korona da üstüne benzin döktü. Koronanın iyi tarafı insanlara hakikati göstermesi oldu. Sanal olanın, gerçek olmadığı anlaşılınca hayal kırıklığına uğradık. Virüs öncesinde yer gök rakamdı. (dolar, borsa, asgari ücret miktarı, duble yol km.si vs) şimdi de öyle, vaka ve ölüm rakamları. İnsan aklı virüsün aklını mutlaka yenecektir. Virüsünde bir aklı olduğunu asla kabul etmeyen dogmatik düşünceyi yenip yenemeyecdği konusunda tereddütlerim var. Çünkü asıl kral; bilinç değil, bilinçdışıdır. Asıl kral yerine doğanın kralı demek daha doğru sanırım. İyimser, kaybetmekten korkmayandır. Kötümser de korkan. Bu dönem de ikisi de yalnıştır. Doğa, hüzün tanımaz. A. Schopenhauer.”

Kaynak: Odatv.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir