Çok şey bilmenin acısı…

Annem kütüphane öğretmeniydi. Bende ömrümün küçük ama önemli bir kısmının yarım gününü okul sonrası onun iş yerinde geçirdim.

Tam olarak hatırlamıyorum ama her halde çok kitap okudum o süre içerisinde. Annem baktı ki ben çok okuyorum, bana ha bire daha çok kitap hediye etti.

Ben hepsini severek okudum. Bizim ev orta gelirli bir aile eviydi.

O yıllarda, orta gelirli aile evlerinde salonda dev gibi bir kitaplık olurdu. Bu, dev kitaplıklar evin en ciddi mobilyalarından birisiydi. Bu kitaplıkların içinde küçük biblolar, gümüş taklidi süs eşyaları, ucuz cam aksesuarlar ve bol miktarda, güzel çerçeveli aile fotoğrafları yer alırdı.

Ama bizim evimiz gibi pek çok evin kitaplığı gerçekten kitaplar ile dolu olurdu. Ne kitabı? Ansiklopediler ile… Ne ansiklopediler, ne ansiklopediler!..

Hayat Ansiklopedisi mesela, olmaz ise olmazlar arasındaydı. En zengin ailelerde Meydan Larousse kitaplığın baş köşesinde bütün ihtişamı ile dururdu. Anna Britanica vardı mesela!..

Narin bir genç kız bedeni gibi ciltlenmiş. Şıkır, şıkır.. Ne güzel kokarlardı..

Her birisinin kokusu farklıydı bilir misiniz? Hatırlar mısınız? Britanica kaç cilt? 15 cilt? 30 cilt veya daha fazla..

Sizi kuşatırdı on binlerce sayfa ile… İçindekileri ölmeden bitiremeyeceğim üzüntüsü ve endişesi hala çocuk aklımda!..

Bir de gariban ansiklopediler vardı. Ne nedir?, Kim kimdir falan… Onları küçümserdik.

Oğlum bu senin anlattıklarının tillahını biliyorum ben falan derdik..

Sağlık Ansiklopedisi vardı bizim evde mesela!.. İlk okuduğumda bende “porno dergisi” etkisi bırakmıştı.

Kadın cinsel organının şema ve şekilleri vardı. İçeriğinde benim o yaşımda bilmediğim, bilemeyeceğim şeyler yazıyordu. İktidarsızlık, erken boşalma, yeni evlilerde mutsuzluk gibi..
Resimler çok dikkat çekici ve renkliydi.

Ama hiç biri bir ‘Meydan’ etmezdi. Ben Leonardo’nun ilk resmini Meydan’da gördüm biliyor musunuz?

Tüm Osmanlı padişahlarının tasvirlerini de..ç

Yirmili yaşlarıma kadar tüm Nobel ödülü almış bilim insanlarının adlarını ve neden bu ödülü aldıklarını ezbere biliyordum.

Bizim evin kitaplığında 1976 basımı Kur’an –ı Kerim ve Türkçe Meali vardı. Türkiye Cumhuriyeti Diyanet İşleri Başkanlığı’nın. Ben, 12 yaşımda onu okudum. O kadar okudum ki tuvalete gitmeyi unutup az daha altıma yapıyordum.

Bu ve din ile ilgili yüze yakın kitap okudum daha sonra. Tuvalete gitmeyi unutmadan elbette..

Altı yaşında başladım kırk yedi yaşında bıraktım okumayı. Binlerce kitap okudum, yüz binlerce sayfa. Hemen her konuda.

Gözlerim çocukluğumdan itibaren isyan etti!.. Yedi derece miyop halim ile şişe dibi gözlük kullanarak geçti çocukluğum.

Türkiyenin ilk “lens” takan şanslı miyoplarındandım. 2008 yılında ameliyat oldum ve sabah göremediğim için bulamadığım gözlüklerimden kurtuldum.

İlahi taktir, şimdi yakın gözlüğüm var iyi mi.. Derecesi her yıl artıyor..

Çok şey biliyordum, Kütüphaneler devirdim hem çocukluğumda hem gençliğimde.. Bu kadar çok şey bilmenin acısını çekiyor şimdi beynim.

Ve eşyanın tabiatı gereği “sana acı verenden uzaklaş” ilkel iç güdüsü gereği yavaş yavaş değil, hızlıca unutuyorum bildiklerimi.

Bir öğretmen çocuğu olarak bu satırları yazarken bile “imla hatası” yapıyorum artık. Yorulmuş… Çok yorulmuş…

Dr.Bilgehan Bilge

Yazarın tüm yazıları için tıklayın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir