Bir Resmin Anlattığı…

Bundan yaklaşık 10 yıl kadar önce yaşam benim ve ailem için 250 km hızla giderken bir arabanın duvara çarpması gibi darmadağın oldu bir anda. O güne kadar bu kadar büyük bir korku,  azalma, çaresizlik, acı, yarım kalma,  umutsuzluk,  terk edilmişlik ve dibe çakılıp kalma duygusunu aynı anda hissettiğimi hatırlamıyorum. O günden sonra gökyüzüne baktım sık sık ve güneşin nasıl her gün yeniden doğabildiğini ve onca kalabalığın içinde nasıl bu kadar yalnız kalındığını anlayamadım bir süre.  Bildiğim tek şey artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı ve tam da göğsümün orta yerindeki o kocaman boşluğun hiçbir zaman kapanmayacağıydı. Bütün ailem, sevdiklerimiz, dostlarımız iki oğlum içinde bulunduğumuz bu süreci birbirimizden farksız kendi payına düştüğünce yaşıyorduk aslında.

O zor günlerden birinde küçük oğlum elinde çizdiği bir resimle geldi yanıma… resim demek de biraz zordu aslında.  Bir resim defteri sayfası neredeyse tamamen simsiyah boyanmıştı. Sayfanın ortalarında bir yerde,  ‘yukarıya doğru uçan bir şey’ vardı,  titrek bir elin çizdiği çok belli olan. Bir de sayfanın sağ üst köşesinde neredeyse belli belirsiz o karanlığın arkasından varlığını belli eden bir güneş… Resim o kadar karanlık, o kadar korkutucu görünmüştü ki gözüme, o an ayakta kalma gücümü tamamen kaybettiğimi düşünmüştüm.

 Ben bu hayatta yolumuzun kesiştiği herkesin bir nedenle yaşamımıza dokunduğuna ve yaşadığımız her şeyin bir sebebi olduğuna inananlardanım. İster bir anlık kısa tanışmalar ister yıllara dayanan uzun dostluklar olsun hepimiz birbirimiz için sebepleriz bana göre.  Bu çok doğru bir yaklaşım olmayabilir belki ama bildiğim böyle hissetmenin beni bugüne kadar çoğunlukla yanıltmadığı ve bana iyi geldiği.  İşte tam da oğlumun o resmi elime tutuşturduğu o gün,  benim bu hayattaki en güzel sebeplerimden biri vardı yanımda.  Sevgili Reyhan… ayrı şehirlerde olmamıza ve çok sık görüşemememize rağmen o gün kilometrelerce uzaktan gelmişti her şeyden habersiz.  Sonra da hiç yalnız bırakmadı zaten bizi.  Reyhan önce usulca oğlumun çizdiği o simsiyah resmi eline alıp baktı. Sonra elimi tutup bana o resmin, yani aslında oğlumun bana ne fısıldadığını anlattı. Reyhan, benim ilkokul yıllarının sonundan itibaren can yoldaşım ve halen Karabük’te Klinik Psikolog olarak çalışan bir arkadaşım. Hem yılların sevgi ve dostluktan gelen teslimiyeti hem de işinde ne kadar iyi olduğunu bilmenin güveniyle dinledim arkadaşımı.  Bana söylediği her şeyi her ipucunu da yüreğime aklıma yazdım…

Biz o günden sonra daha çok birbirimizi dinledik. Daha çok sarıldık. Kaybettiğimiz ve fakat yerine koyabileceğimiz her şey için daha az üzüldük. Bizim için değerli olan şeyleri kaybetmemek için de çok uğraştık ki bunlar asla maddi değeri olan şeyler de olmadı. İyi kilerimizi çoğaltıp keşkelerimizi azaltmaya çalıştık. Aslında yaşamı olduğu gibi kabul edip kendimizle barışmayı ve yolumuza devam etmeyi seçtik.

Sonra yüzlerce resim çizdik oğlumla bıkıp usanmadan… ta ki denizi maviye, ağaçları yeşile, elmayı kırmızıya, güneşi yeniden sarıya boyayıncaya kadar. On yıl sonra bugün o karanlık ve korkutucu resmin nasıl yavaş yavaş  ve yeniden yaşamın tüm renklerine döndüğünü görmek en büyük mutluluğum. Bazen yeniden başladığımız bir resimde ellerimiz titreyerek ‘yukarıya doğru uçan bir şey’ çizsek de…

Hepimizin derinden sarsıldığı bu günlerde kendinize ve çocuklarınıza bir iyilik yapın derim;  tüm duygularınızı serbest bırakıp, duvarlarınızı yıkın ve sevdiklerinizle birlikte bir resim çizin…  Ve o resimlerin anlattıklarını görmeye çalışın, dinleyin… kim bilir belki de o resimler birbirinizi ve birbirimizi yeniden tanımanın vesilesi olur.

Sağlıkla ve yaşamın tüm renkleriyle kalın…

Yazarın tüm yazılarına ulaşmak için tıklayın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir