‘İş Güvenliği’ndeki soruların cevapları basit olabilirdi…

Aytekin TAŞDEMİR

Temmuz 2012 de bir gece yarısı ellerin kalkıp inmesi, ‘kabül edenler? ‘Etmeyenler? Kabul edilmiştir’, denilerek çıkan bir kanundu 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu.

Avrupa’ya uyum yasalarından biriydi de denilebilir. Sözde ve özde Avrupa’ya, onların sistemine, iş hayatına adapte olacak, ölümlü vakaların önüne geçip, iş kazalarını hayatımızdan çıkaracaktı…

Geldiğimiz noktada ne iş kazalarının sayılarında, ne de ölümle sonuçlanan vakalarda azalma meydana gelmedi. Hatta daha önce bildirimi yapılmayan kazalar ve kazaların sonuçları da iletilmeye başlanınca sayılar gittikçe arttı.

Peki, ne yapılabilirdi?

Bu durumun önüne nasıl geçilebilirdi?

İş kazaları nasıl engellenebilirdi?

Ölüm ile sonuçlanan kazalar nasıl azalabilir, hatta yok olabilirdi?

Bu soruların cevabı gayet basit olabilirdi.

Bürokratik engellerin olmadığı, tamamı siyasetten arındırılmış bir Çalışma Bakanlığı (Aile başka bir bakanlık ya da birim olarak devam etmeli) ile mümkün olabilirdi.

Düşünün…

Çalışma Bakanı, sadece iş hayatı ile ilgileniyor. Devletim denetim gücünü elinde tutuyor ve sonuna kadar kullanıyor. Bütün iş yerlerinde iş güvenliği kültürünü İSG Profesyonelleri aracılığı ile oturtmaya çalışıyor ve bunu başarabiliyor.

Tarafsız ve adil bir yönetim anlayışı ile işyerlerini ve işverenleri birbirinden ayırmadan denetliyor, uygunsuzlukları, eksiklikleri tespit ediyor, verilmesi gerekli olan idari para cezaları yazılıyor.

Yetmiyor, o işyerine tehlike devam ettiği sürece iş durdurma veriliyor, işlerin tamamı duruyor. İşveren hangi ideolojiye, hangi STK üyesi, hatta kim olursa olsun boynu kıldan ince durumuna geçiyor, kendisinin sorumluluğundaki tüm uygunsuzluklarını gideriyor, işyerini mevzuata uygun hale getiriyor ve de sürekliliğini sağlıyor olmalıdır.

Bu durumda iş kazası yine olacaktır, olabilir de, ancak vereceği zarar, ortaya çıkaracağı risk minimize edilmiş olacaktır. Hiçbir çalışan etkilenmeyecektir. İş kazası sayıları, iş kazası sonrası ölümlü vaka sayıları düşmeye başlayacaktır.

Peki, sadece işverenin hükümlülüklerini yerine getirmesi yetiyor mu?

Tabi ki yetmemekle birlikte, çalışanların da tüm sorumluluklarını yerine getirmesi gerekmektedir. Kurallara uymak, güvenli çalışmak, alınan önlemlere uymak, iş güvenliğini kültür haline getirmek zorundadır.

Peki, çalışan bunu yapmıyorsa ne olacaktır? Tabi ki iş kazalarında azalma olmayacağı gibi giderek artmaya devam edecektir.

Bu durumda, bakanlığın, çalışanlar için kimsenin gözünün yaşına bakmadığı bir sistem düşünmeye devam edin. Çalışanın hatası, eksikliği, kurallara uymamasından kaynaklı bir kaza yaşandığında, çalışan iş güvenliğini savsaklamaktan işten çıkarılır ve belli bir süre işe başlatılmaması sağlanır.

Peki, nasıl olacak ki bir çalışanı belirli bir süre işe başlatamamak?

İşten çıkan kişi, başka bir işyerine başvurduğunda SGK giriş işlemleri ekranında TC kimlik numarası girişi yapıldığında o çalışanın en son çalıştığı işyerinden ne sebeple çıkmış olduğu bilgisi, girişi yapan işverenin ekranına düşmeli ve sebebi görülmelidir. Bu sayede çalışanın hatasından kaynaklı o durum belirli bir süre, vakanın büyüklük küçüklük durumuna göre yeni işverenin bilgisine sunularak işe başlatılmaması sağlanır.

Eğer ki; yeni işveren işçiyi işe başlatırsa işçiden kaynaklı, işçi de durumu bilerek işe başlarsa kendisinden kaynaklı olası bir durumda tüm sorumluluğu üstlenmiş olacaklardır. Bu sebeple, bakanlığın hesap sorma yetisini sonuna kadar kullanabildiği bir sisteme geçiş yapılmış olacaktır.

Düşünmeye devam ediyoruz.

Peki, işçi için bu kadar sert kurallar işletilirken, işveren için ne yapılabilir?

Tabi ki; işveren içinde affedilemez idari yaptırımlar olmalıdır. İşverenin iş yerinin kamulaştırılmasından tutunda tüm mal varlığına el konulması, kendisinin beden işçiliği ile hizmet vereceği bir kamusal alanda çalıştırılması ya da yıllarca hapiste tutulması gibi cezalar caydırıcı olacaktır. İdari yaptırımların uygulanabiliyor olacağının bilinmesi bile iş güvenliğinde çok önemli gelişmeler sağlayacaktır.

Bu kadar düşünmek yeterli mi peki?

Tabi ki değil.

Mesela ülkemizin iş güvenliğine bakış açısını bırakın, genel güvenliğe bakışı şöyle;

Kişisel koruyucu donanımlardan yüz koruması olarak kullanılan, kullanılması gereken maskelerin üretimi, stoklanması, dağıtımı ve kullanımı konusunda ne aşamadayız biliyor musunuz?

Hadi baştan sona bakalım.

  • 65 yaş ve üstüne maske ve kolonyalar bizden denildi,
  • İstanbul’dan dağıtmaya başlıyoruz denilmeye başlandı,
  • Birdenbire maske satışı yasak denildi,
  • Yok, biz maskeleri marketlerde satacağız denildi,
  • Hayır, hayır satmayacağız dendi,
  • PTT dağıtacak dendi,
  • Dağıtmayacak denildi,
  • PTT sistemi kaldırmadı, çöktü, siz en iyisi e-devletten kayıt yapın denildi,
  • Hayır, ne münasebet e-devletten maskemi dağıtılır? Dağıtsa dağıtsa eczaneler dağıtır dendi,
  • Ardından hayır eczaneler dağıtmayacak denildi,
  • SSK’lılar ve memurlar iş yerinden alacak demeye başlamışken,
  • Birden; maske çok önemli demekten,
  • Maske o kadar da önemli değil denilmeye gidildi,
  • Üstüne ‘’evde maskenizi yapabilirsiniz’’ den,
  • Maske satışı serbeste gelmiş bulunuyoruz ve
  • Herkes maske satabilir de hem fikir kaldık. Ancak o maske halen bulunamadı.

Bu noktadan itibaren düşünmeyi bırakıyoruz.

Ülkenin, iş sağlığı ve iş güvenliği alanında geldiği, gelmiş olduğu durumu kısaca gözümüzün önünde canlandırıyoruz.

İş kazalarının tamamen önlenebildiği,

Çalışanların yaralanmadığı ve ölmediği bir çalışma ortamı olması temennisi ile 4-10 Mayıs İş Sağlığı ve Güvenliği Haftasını kutluyorum.

Şimdi tekrar düşünmeye başlayabilirsiniz.

Yazarın tüm yazılarına ulaşmak için tıklayın

8 adet yorum: “‘İş Güvenliği’ndeki soruların cevapları basit olabilirdi…

  1. Hayal etsek olur mu acaba?🧐 “çağırın gelir” derler ya veya “kırk kere söylersen olur” gibi….umut işte…

    1. Neden olmasın. Biz hayal etmekten ummaktan vazgeçmeyeceğiz taaa ki onlar uygulamaya alana kadar.

  2. Demokrasi tam uygulanmazsa, tek adam ‘ın söylediği her söz tartışmasız emir kabul edilirse, adalete güven olmazsa iş sağlığı ve iş güvenliği diye bir şey olmaz. Çalışan için de işveren ićinde düşündüğünüz tedbirler tek adam yönetiminde gerçek amaç için kullanılmaz. Kendine ters düşen işçiyi iş sağlığına uymadı diye yaftalayıp kapının önüne koyarlar. Sonrası daha vahim o kişinin bir daha işe girmesi mümkün olmaz. Aynı durumu işveren için çalışma bakanlığı yapabilir. Önce adalet sağlamlaşacak sonra yazdıklarınıza bakarız.

  3. Kısaca balık baştan kokar diyorsunuz ve evet artık başlığın kokmayan tarafı da yok.

  4. Kanunu çıkaran devlet , uygulamayan yine devlet.Bu işin lokomotifi kamu sektörüdür.Kamunun sektörel iş alanları,çalışanları çok fazladır ve ne yazık ki yeterli uzmanı ve hekim de yoktur. Dolayısı ile hem uygulama hem yönetmelik sıkıntılı oluyor.Eğer yasa tekrar ötelenirse; özeldeki patronlar,iş adamları,devlet yapmazsa bizler neden niçin yapalım diyeceklerdir.01/07/2020 günü bu yasa tekrar ötelenirse ; 6331 yasa fiilen bitecek, ve yasanın yenilenmesi( 6332 veya 6332 /ek: 1 şeklinde) kaçınılmaz olacaktır.Ayrıca yasa da veya yönetmeliklerde kamu ve özel olarak ayrı uygulama alanları oluşturmak gerekiyor.Selam ve saygılarla değerli arkadaşlarım.

  5. Çok güzel yazmışsınız. Bu ülkede zananında işci sendikaları gerçekten çok güzel işler başardı. Şimdi düşündüm de o sendikalar ve onun gibi isg sendikaları olsa hayat sadece ezene değil ezilenede daha güzel olurdu. Hayeller umutları umutlarda geleceği şekillendirir. Neden olmasın….

  6. Öyle bir durumdayiz ki kendi söylediklerimize kendimiz inanmiyoruz bazen.inanç ve umutla devam edenler oldukça sistemin düzeleceğine inaniyorum.elinize kolunuza sağlık…

  7. Esas çözüm eğitim fakat çok uzak vadeli bir çözüm.
    Uymayan taraflara 3-5 ay gibi çalışmama yasağı gibi sert tedbirler ve bunun denetimi çözüm olabilir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir