Atatürk’ün dağa kaçan büyükbabası…

Yer Selanik. 6 Mayıs 1876…

Bir Bulgar kızı… Güzel mi güzel!

Tahsildarlık yapan Emin efendiye gönlünü kaptırmıştır bi kere. Emin efendinin de Bulgar kızında gönlü vardır.

Öyle ki; Emin efendi ile evlenebilmek için Bulgar kız Müslümanlığı kabul eder, hatta çarşaf bile giyer.

Ama bu durumu Bulgarlar kabul etmez.

Ayaklanma başlatırlar.

Türkler’e saldırırlar, döverler. Bazılarını, Amerikan Konsolosluğu’na götürürler.

Bulgar kızını, sığındığı jandarmanın elinden alırlar, çarşafını yırtıp kaçırırlar.

Olayı duyan Selanikli Müslümanlar, ‘kızın dini ırkı ne olursa olsun, madem ki çarşaf giymiştir, çarşafının yırtılması dine millete  ve devlete hakarettir. Biz bunu hazmedemeyiz’ derler ve Saatli Cami’de toplanırlar.

Kızın ABD Konsolosluğu’nda olduğunu öğrenirler. Yabancı görevlilere saldırırlar. Alman ve Fransız Konsolosları öldürülür.

Uluslararası  diplomatik kriz çıkar.

53 Müslüman ağır hapse çarptırılır, 6 kişi de idama mahkum edilir.

Kızıl saçlarından dolayı  ‘Kızıl Hafız’ diye bilinen, Hafız Ahmed efendinin olayın elebaşı olduğu iddia edilir.

‘Kızıl Hafız’, Makedonya dağlarına kaçıp orada yaşamaya başlamıştır,

Hafız Ahmed, Ali Rıza efendinin babasıdır.

 Yani Atatürk’ün büyükbabası…

Ali Rıza efendi, babasının dağa kaçtığı dönemlerde bıçkın bir delikanlıdır.

Evlenme çağının geldiğini düşünen Ali Rıza efendi, ablası Nimeti hanımın kızı Hatice hanıma gidip ‘ben sarışın bir kızla evlenmek istiyorum’ der.

Adet gereği görücüler, sokağa çıkıp Ali Rıza efendiye kız bakmaya başlarlar.

Görücüler, beyaz tenli, sarışın, orta boylu, mavi gözlü kıvırcık saçlı Zübeyde hanımı gözlerine kestirirler.

Sarıgüllü Hacı Sofular’dan Feyzullah Ağa’nın kızıdır Zübeyde hanım.

Annesi Ayşe hanım görücülere kızını vermeyeceğini söyler, kızının evlenmesine rızası yoktur.

Bir müddet sonra, görücüler Ayşe hanımı ikna ederler.

Ve Ali Rıza efendi ile Zübeyde hanım evlenirler. Zübeyde hanım, kayınpederinin evine gelin gider…

‘Gülzar-ı Cennetim’,  ‘Zübeydem’ diye hitap ettiği karısını Ali Rıza efendi pek bi sever.

Dağa kaçan Hafız Ahmed efendiyi jandarmalar sürekli ararlar ve arada sırada Ali  Rıza efendinin evini basıp, gözaltına alırlar.

20’sinde bile olmayan Zübeyde hanım, olaylardan çok etkilenir.

Bir gün, acı bir haber gelir.

Yedi yıl boyunca dağlarda  kaçak, göçek yaşayan kayınpederi ölmüştür.

Zübeyde hanım, hamiledir. Kayınpederinin hikayesinden etkilendiği için oğlunun adını Ahmed koyar. Sonra Ömer ve Fatma doğar.

Fatma henüz yaşını doldurmadan ölür.

Gümrük muhafaza memuru olan Ali Rıza efendinin tayini, Ege Denizi kıyısında Paşaköprüsü denilen ıssız bir yere çıkar.

Osmanlı-Yunan sınırında olan bu yer, ne bir köy, ne de bir kasabadır. Derme çatma birkaç ev ve gümrük kontrol binası, görevlilerden ibaret bir yerdir.

Zübeyde hanım, hiç memnun olmamıştır. Yaşanacak yer değildir.

İki çocuğuna bu sağlıksız yerde nasıl bakacağını düşünür.

Korktuğu başına gelen Zübeyde hanım, yaşadığı bu kasvetli yerde bakımsızlıktan ve ilaçsızlıktan Ömer’ini de kaybeder.

Ahmet’ine sarılıp sarılıp ağlayan Zübeyde hanım, Ali Rıza efendiye ‘ben Selanik’e dönmek istiyorum. Ahmedime de burada bir şey  olacak çok korkuyorum’ demeye başlar.

Ali Rıza efendi, ‘cenneti Zübeydem, biraz sabır göster. Az zaman sonra gideceğiz’ diye Zübeyde hanımı ikna eder.

Ve korktuğu başına gelir…

Ahmed de ölür.

Küçük Ahmed sahil kenarında kumlukta açılan bir mezara defnedilir.

O gece bir fırtına çıkar kıyıları döven dev dalgalar Ahmed’in minik cesedini yerinden çıkarır.

Dağlardan inen aç çakal sürüleri,  kefen içindeki minik bedeni paramparça ederler .

Zübeyde hanım haberi öğrenip olay yerine koşar.

Acılı manzarayı görünce oracıkta düşüp bayılır.

Zübeyde hanımı artık kimse teselli edemiyordur, ruhsal durumu bozulmuştur, üstelik de hamiledir.

O günlerde, Ali Rıza efendiyi Rum eşkıyalar kaçırır. Fidye ödenip, serbest bırakılır.

Ali Rıza efendi, hanımının sağlıklı doğum yapmasını ister ve Selanik’e taşınırlar…

1881’in Mayıs ayının bir gününde  yüz hatları tıpkı babasının kopyası olan sarı saçlı mavi gözlü minik bir erkek dünyaya gözlerini açar.

Ali Rıza efendi, oğlunun kulağına eğilip Mustafa diye fısıldar.

Türkiye’nin Kurucu Babası Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK olmak üzere, yaşamını yitirmiş tüm babaları rahmetle anıyor, tüm babaların ve baba adaylarının BABALAR GÜNÜ’nü kutluyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir